Güneydoğu Anadolu'nun Kalbi Mardin: Katmanlı Medeniyetler Şehri
Görsel: Florian Koch French translation by Yolan Chériaux / Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0
Mardin, tarih öncesinden Osmanlı'ya uzanan katmanlı medeniyetler mozaiğiyle Güneydoğu Anadolu'nun en önemli tarih merkezlerinden biridir.
Güneydoğu Anadolu'nun Mezopotamya'ya bakan yamacında yükselen Mardin, tarih boyunca pek çok medeniyetin izlerini taşıyan katmanlı bir şehir. Kuzey Mezopotamya'nın önemli bir kenti olan Mardin, M.Ö. 50.000'e uzanan Müsteriyen sürecinden beri yerleşim yeri olarak kabul ediliyor. Şehrin medeniyetini özetleyen hammaddeler taş ve kil olup, eski çağlardan kalan eserler arasında, dünyada başka hiçbir medeniyette bulunmayan kil mührü öne çıkıyor. Mezopotamya'nın etki alanındaki bölgelerde kil, yazının ve öğrenmenin en önemli belirleyicisi olmuş.
Tarih Öncesinden İlk Yerleşimlere
Mardin, hububat üretimi ekonomisinin başladığı dönemlerde sürekli yerleşim alanları içinde kendine önemli bir yer edinmiş. En erken çömlekçilik, evcilleştirilmiş hayvanlar ve ekili topraklar, buradaki sürekli yerleşimin M.Ö. 6750 civarında başladığını gösteriyor. Tell Halaf sürecinde, Habur Nehri üzerindeki bir sitede bakır M.Ö. 4500'de işlenmeye başlanmış; bu dönemde tekerlekli araçlar, taş kaplamalı yollar ve tonoz prensibi gibi teknik gelişmeler görülmüş.
Mezopotamya'nın en eski yerleşimcileri arasında, M.Ö. 3. binyılın sonlarında Kuzey Mezopotamya'da görülen ve Hurilerin ataları ya da yakın akrabaları olan Subarular da yer alıyor. Mardin'deki varlıkları bilinmekle birlikte, geçmişleri ve göç rotaları hakkında kesin bilgiler bulunmuyor. M.Ö. 4. ve 3. binyıllardaki dönüşümlerle tarih öncesi karanlık dönemler sona ermiş; yazının ortaya çıkışıyla birlikte Sümerler, M.Ö. 3000 civarında Erech'teki merkezde silindirik mühür ve yazıyı kullanmaya başlamış. Sümerler, gelecek iki milenyum boyunca Mezopotamya kültür çerçevesinin büyük kısmını oluşturmuş.
Akadlardan Babil'e: İmparatorluklar Çağı
M.Ö. 2350 yılı, Mezopotamya tarihinde bir dönüm noktasıdır; ilk kez bir imparatorluk yükselmiş ve bu imparatorluğun itici gücü Akadlar olmuştur. Sargon, Rimuş, Maniştusu, Naram-sin ve Şar-kali-şarri gibi yöneticiler 142 yıl hüküm sürmüş. Sümerlerin rönesansı, ikinci bin yılda Hammurabi'nin birleşik krallığında zirveye ulaşmış; bu dönemde Mezopotamya küçük devletler mozaiği görünümündeymiş. Hammurabi'nin oğlu Samsuiliuna (M.Ö. 1749-1712) döneminde Babil İmparatorluğu büyük oranda çöküşe girmiş, ancak Babil Dönemi aktif entelektüelliğin arttığı bir dönem olmuş.
Huriler, Mitanni ve Roma Sınırı
Huriler, eski Yakın Doğu medeniyetinin yörüngesine M.Ö. 3. binyılın sonlarında girmiş; 15. yüzyılda Mitanni İmparatorluğu'nda en güçlü nüfus yapısıyla öne çıkmışlar. 1600'den sonra Semitik devletlerin zayıflamasıyla Huriler, Anadolu'nun doğusunda, Mezopotamya ve Suriye'de sayısız küçük devlet kurmuş; 1500'den itibaren Mitanni Krallığı, Habur Nehri'nin kaynakları yakınında oluşmuş. M.Ö. 1. yüzyılda Mezopotamya, özellikle Nisibis (Nusaybin), Ermenilerin etkisi altına girmiş; Phraates III (M.Ö. 70-58/57) buraları geri alarak Partlara bağlamış. Roma gücünün yükselmesiyle Mardin, Roma ve Partlar arasında bir sınır oluşturmuş.
Romalı lider Crassus, M.Ö. 54'te Mezopotamya'nın içlerine gelmiş ancak Partlar tarafından M.Ö. 53'te Harran'da (Carrhae) yenilgiye uğratılmış. M.S. 114-117'de İmparator Trajan, M.S. 115 ve 116'daki seferlerle bölgeyi fethederek Roma kenti yapmış; Trajan'ın ölümünden sonra Hadrian bölgeyi yeniden Partlara bırakmış. 165'ten itibaren Romalılar, Mardin dahil Mezopotamya'nın kuzeybatısını yeniden fethetmiş. 3. yüzyıldan 7. yüzyılın başlarına kadar Mezopotamya, Romalılar ve Sasaniler arasında savaş alanına dönüşmüş; bu dönemde Nusaybin, Nasturi Hıristiyanların önemli bir merkezi haline gelmiş.
Bizans'tan Arap Fethine
M.S. 330'da Konstantiniye (İstanbul), Roma İmparatorluğu'nun başkenti olmuş ve Bizans, yeni Roma olarak anılmaya başlamış. Bizanslılar 641 yılına kadar Mardin'de hüküm sürmüş; 7. yüzyılda şehir Araplar tarafından fethedilmiş. Arap fethinden sonra Mardin, Mezopotamya'nın önemli bir kenti olmaya devam etmiş; Beni Tağlip, Bekir ve Tamim gibi ünlü Arap aşiretleri Mardin tarihinde önemli roller oynamış. Emevi halifesi Şam'a taşınınca Mardin, genel valilerle yönetilen bir kent olmuş. Miladi 750'ye doğru Abbasiler, İspanya'daki Emeviler hariç tüm bölgelerde Emevi Halifeliği'nin yerini almış; Abbasi Halifeliği, Pers kültürünün etkisiyle beş asır boyunca hüküm sürmüş.
Artuklular ve Sonrası: Türk Hakimiyeti
Miladi 895'te ortaya çıkan Hamdaniler, 10. yüzyılda Musul'da bağımsız bir emirlik kurmuş; Mardin'deki hükümranlıkları M.S. 978'e kadar sürmüş. Selçuklular, Mervanileri 1089'da Nusaybin'de yenilgiye uğratarak Mardin bölgesinin yönetimini ele geçirmiş. Artuklular ise 11. yüzyıldan 15. yüzyılın başlangıcına kadar Mardin bölgesini bağımsız olarak ve Eyyübi, Memlük, İlhanlı ve Karakoyunlu hükümranlıkları altında yönetmiş. İlk Artuklu, Döger Türkmen boyu, Selçukluların Malazgirt zaferinden sonra 1073'te Anadolu'ya gelmiş; daha sonra Mardin'e yerleşerek küçük bir krallık kurmuş. Selahaddin-i Eyyübi'nin etkisiyle Artukluların gücü zayıflamış; 1234'ten sonra yalnızca Mardin şubesi ellerinde kalmış. Moğollara karşı mücadele eden El Malik el Said'in oğlu El Muzaffer, Moğolların hükümranlığını kabul ederek hanedanlığı kurtarmış. Artuklular, Arap kültürüne büyük saygı göstermiş, Müslüman ve diğer dinlere bağlı olanlara hoşgörüyle yaklaşmış.
Moğollar (İlhanlılar), Cengiz Han'ın torunu Hülagü'nün oluşturduğu Pers İlhanlı hanedanlığıyla Mardin'de hüküm sürmüş; bu hükümranlık, Arap adını alan ilk İlhanlı hükümdarı Abu Said'in 1335'teki ölümüyle sona ermiş. 15. yüzyılın başında Timur, Mardin'i işgal ederek şehri yakıp yıkmış. Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf, 1406'dan sonra Mardin'i fethetmiş; ölümünden sonra ülke kaosa sürüklenmiş. Mardin'de doğan Cihanşah, birliği sağlamaya çalışmış ancak Akkoyunlu hegemonyasına girmiş. Akkoyunlu Devleti'nin en güçlü dönemi Uzun Hasan'ın iktidarı olmuş; 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda Osmanlı'ya yenilgi, devletin çöküşünü hızlandırmış. Akkoyunlular döneminde Mardin önemli kültürel gelişmeler yaşamış.
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e
1508'de Şah İsmail Mardin'i ele geçirmiş; Osmanlıların Anadolu'daki üstünlüğüyle birlikte şehir, iki devletin savaşına tanıklık etmiş. Bir yıl süren kale kuşatması sonucunda Yavuz Sultan Selim, 1516'da Mardin'i fethederek Osmanlı topraklarına katmış. Osmanlı Devleti, 16. yüzyılda zirveye çıkmasına rağmen, idarenin modernize edilmemesi, ticaret yollarının yön değiştirmesi ve endüstriyel devrimi gerçekleştirememesi gibi nedenlerle gerilemeye başlamış. Birinci Dünya Savaşı sırasında Sykes-Picot Anlaşması (16 Mayıs 1916) ile Mardin'in de bulunduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin İngiliz ve Fransız güçleri arasında paylaşılması hedeflenmiş; ancak Mustafa Kemal Paşa'nın gayretleriyle Mardin, işgale şiddetle karşı çıkmış. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Mardin, ülkenin önemli bir kenti olmuş.
Günümüzde Mardin, Akdeniz'den İran'a ve Anadolu'nun kuzey-güney ekseninden aşağı Mezopotamya'ya uzanan geçmişteki ticaret rotasının yeniden önemli bir kavşak noktası olma hedefine doğru ilerliyor. İnsanlığın beşiği olarak kabul edilen Kuzey Mezopotamya'nın bu eşsiz kenti, tarihteki önemli rolünü oynamak üzere Kil Mührünü yeniden eline almış durumda.
Kaynak: mardin.ktb.gov.tr
Görsel: Florian Koch French translation by Yolan Chériaux, Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0
THA - TürkAta Haber Ajansı